• BIST 93.287
  • Altın 211,025
  • Dolar 5,4659
  • Euro 6,1833
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 7 °C
  • Lefkoşa 17 °C
  • Kazan -5 °C
  • Bakü 9 °C
  • Aşkabat 4 °C

Orta Amerika Göçü ve ABD Ara Seçimlerine Etkisi

Orta Amerika Göçü ve ABD Ara Seçimlerine Etkisi
Orta Amerika ülkelerinden yola çıkan ve yol boyunca kendilerini korumak amacıyla bir konvoy oluşturarak ABD sınırına doğru ilerlemekte olan grup, Trump'ın açıklamalarıyla dünyanın gündemine oturdu.

ABD Savunma Bakanlığı 5 bin aktif ve silahlı askeri personelin Meksika üzerinden ABD sınırına yaklaşmakta olan Orta Amerikalı göçmen konvoyuna karşı sınıra yığılacağını açıkladı. Son olarak Başkan Trump, göçmen grubunun durdurulması için 10 ila 16 bin askerin ABD-Meksika sınırına gönderileceğini ilan etti. Bu rakam, ABD’nin hem Suriye hem de Irak’ta konuşlandırılan askerlerinden daha yüksek bir sayı olarak göze çarpıyor. Peki bu göçmen kafilesini ABD karar alıcıları nezdinde bu derece önemli bir dış tehdit haline getiren neydi? Böylesi bir tepkinin anlaşılmasında anahtar rol oynayacak olansa genel olarak göç olgusunun ve bu vaka üzerinden bahsi geçen göç konvoyunun nasıl tanımlandığında ve bu tanımlamanın nasıl bir araçsallaştırmaya imkan sağladığında yatmakta. 

Göçe ve göçmen problemine karşı devletlerin yaklaşımı iki farklı tanım ve bunlar üzerinde şekillenen söylemlerden hareketle belirlenebilir:

Bu tanımlardan birincisi; “Tüm dünyada yükselişe geçen siyasal ve iktisadi istikrarsızlıklar, doğal afetler ve hayatta kalma içgüdüsü ve kararlılığı ile yerlerinden edilen ve yeni hayatlar hayali ile yollara dökülen insanlar”. İkincisi ise; “Tüm dünyada yükselişe geçen siyasal ve iktisadi istikrarsızlıklar, doğan afetler ve hayatta kalma içgüdüsü ve kararlılığı ile isyan eden, ülkelerin çizdiği sınırları ihlal eden, radikalleşme ve yasadışı faaliyetlerle katılım ve hatta belki terör eğilimi göstererek toplumların düzenini bozmaya aday düşmanlar.” şeklindedir.

Her ne kadar pek çok ülke imza attıkları uluslararası metinlerde birinci tanımı kabul ettiğini imza ediyorsa da, göç özellikle Batı dünyasında yükselen popülizm ile artık dünyanın pek çok yerinde siyasetçilerce aynı kavramın gerçek anlatısı olarak ülke vatandaşlarına ve tüm dünyaya ikinci tanım üzerinden sunulmakta ve bir siyasal aygıt olarak özellikle seçim dönemlerinde söylemlerle halkları iki eksende kutuplaştırarak birbirinden uzaklaştırmakta. Öte yandan sayıları dünya genelinde 68 milyonu bulan zorunlu göçmen ülkelerini terk edip başka topraklara sığınma şansı ararken bunların yüzde 85’i kendilerine komşu, iktisadi ve siyasal olarak gelişmekte olan ama görece daha iyi koşullara sahip ülkelerce kabul edilmekte. Bir başka deyişle, girişte bahsi geçen söylemlerin çarpıştığı gelişmiş ekonomiler, bu zorunlu göçün aslında çok küçük bir kısmına ev sahipliği yapmaktayken, konu siyasal gündemlerine orantısız bir boyutta taşınmakta ve bir iç politika aygıtına dönüşmekte.

Göçmenler seçim malzemesi yapıldı

Son günlerde, başta şaibeli seçimlerle başa gelen Juan Orland Hernández yönetiminde suların durulmadığı Honduras olmak üzere, Orta Amerika ülkelerinden yola çıkan, ülkelerinin kontrol altına alamadığı çete faaliyetleri ve siyasal ve iktisadi istikrarsızlıktan toplu halde kaçarak, yol boyunca kendilerini insan ticaretinden uyuşturucu ticaretine pek çok çeteden [1] korumak amacıyla bir kervan/konvoy oluşturarak, daha iyi bir hayata kavuşmak için çoluk çocuk yollara düşenler, göç ve göçmen olgusu etrafındaki tartışmaları yeniden dünya gündemine taşıdı. Sayılarının yolculuklarının başında yeni katılımlarla artarak 7 bin’lere ulaştığı iddia edilen bu insanlar, Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi sınırındaki yükü azaltmak üzere maddi ve teknolojik destekle güçlendirdiği Meksika sınırını aşabildiler. Meksika halkının ve hak örgütlerinin büyük sempatisini kazanan bu grup, ABD sınırına doğru iltica başvurusu yapmak üzere ilerlemekte.

Her ne kadar 2015 yılında Suriye’den gelerek Türkiye üzerinden Avrupa’ya giden kafileler kadar yüksek sayıda olmasa da, bu konvoyun en büyük avantajları toplu hareket edebilmeleri ve kendilerini göz ardı edilemez kılarak insan hakları ihlallerinden korunabilmeleri oldu. Aslında bahsi geçen son göçmen kafilesi, bölgedeki ne ilk ne de son insan konvoyu ve yıllardır devam eden bir trendin eskisine göre çok daha yüksek sayılarla karşımıza çıkmış hali. Ancak bu kafileyi bu kadar önemli kılan ve gündemde tutan tek şey yüksek sayıları değil. Ki aslında yukarıda bahsi geçen ev sahipliği trendinin bir yansıması olarak gruba katılanların önemli bir kısmı kendi ülkelerine göre görece daha iyi ve güvenli koşullara sahip Meksika’ya sığınmayı kabul etti ve iltica başvurusunda bulundu ve halihazırda ABD sınırına yaklaşanların sayısının yarı yarıya yani 3 bin’lere düştüğü tahmin edilmekte.

Konvoydakilerin pek çoğu 1951 Cenevre Sözleşmesi ve Amerika Birleşik Devletlerinin de imzacısı olduğu 1967 protokolü gereğince mülteci statüsüne başvuru hakkı bulunan yani ‘bir zulümden kaçan veya kendi ülkelerindeki otoritelerce bu zulümden korunamayan’ kategorisine dahil olabilecek zorunlu göçmenler. [2] Bir kısmı da içlerinde bulundukları ekonomik darboğazdan çıkmanın yolunu emeklerini başka topraklarda satarak daha iyi bir hayat hayali kuranlardı. Neticede küreselleşme ülkelerine gelen ABD sermayesi ve mallarından ibaret olmamalı; sağlayacakları ucuz iş gücüne, vasıfsız işlerde çalışmak istemeyen ABD vatandaşları sebebiyle her zaman ihtiyaç vardı. Ancak bu durumları onları bu analizin girişinde karşı karşıya koyulan iki söylemin savaşının konusu olmaktan koruyamadı. Peki son derece sıradan ve beklenen bir göç hikayesini bu kadar önemli bir hikaye haline getiren neydi? Bu kafileyi farklı kılan şey, yaklaşan ABD ara seçimlerinde iç politika malzemesi olma potansiyelleri oldu. Tıpkı Suriyeli veya Afgan mültecilerin Doğu ve Batı Avrupa’da aşırı sağ partilerin yükselişinin en temel kaldıracı olduğu, veya Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Avrupa Birliğinin külfet paylaşımı çerçevesinde birkaç bin mülteciyi kabul etmesine karşı koymak için 2017 yılında Macar halkını sandıklara ittiği referandumun konusu olduğu gibi.

'Ortadoğulu göçmenler' yalanı

Başkan Trump, 2016 başkanlık seçimlerinde sıklıkla oynadığı göç kartı ile önce kamuoyunda meydana getirdiği korkuyu, sonra da bu kendi oluşturduğu korkuya da çare olarak kendi kısıtlayıcı politikalarını sunarak kendisine oy devşirmeyi başarmıştı. Geçen seçim döneminde Meksikalı göçmenlere karşı söyleminin metotları olan konuyu haddinden fazla siyasallaştırma ve hatta kamuoyunun kaygı düzeyini yükseltmek pahasına da olsa güvenlik alanının bir konusu haline getirme ve bu uğurda kullanılan 'fake news' yani yalan haberler, yanlı bilgilendirmeler, muhalif sesleri ötekileştirme, vatan hainliği ile suçlama ve hatta kriminalize etme unsurlarıyla bezeli bir seçim propagandasının yeniden hayata geçirildiğini görmekteyiz. [3] Tüm bu söylemin yayılımının en temel amacı da sosyal medya üzerinden meşhur Trump tweetleri ile karşımıza çıkmakta.

Bu süreçte ilk örnek Başkan Trump’ın bir tweeti ile konvoyu aldığı tüm ABD yardımlarına rağmen nankörlük eden ve bu göç dalgasına engel olmayan Honduras hükümetini hedef göstermesi ve hemen akabinde sert bir dille verilen desteğin son bulacağı yönünde tehdit etmesi idi. Honduras hükümeti üzerindeki sorumluluğa bir ortak arayışı içinde aslen Guetamala’da varsılların sokakta bir gruba verdiği küçük miktarda para yardımını, George Soros’un Honduras’da halka konvoya katılması için yaptığı yardımlar olarak servis etti. Haberin yayınlanması, ötekileştirme söyleminin son bulmasına yetmedi ve bu kez Cumhuriyetçi Başkan Trump’ın rakibi Demokratları göçmenlere yardım etmekle suçlaması ile devam etti. Bu asılsız iddia, konvoyda pek çok Ortadoğulunun da bulunduğu bir başka asılsız [4], Ortadoğulu olmayı terörist olmakla eş değer addeden ve ötekileştiriciliği bir el daha artıran tweetle birleşince, Demokratların teröristleri destekleyen vatan hainleri ilan edilmesine dönüştü. Seçim malzemesi hale gelen göçmen kafilesi Cumhuriyetçilere yakınlığı ile bilinen FOX News ve Heritage Foundation [5] tarafından daha da kriminalize edilerek, çetelerden kaçan göçmenler bu sokak çetelerinin ve organize suç örgütlerininin bilfiil üyesi olarak ve bu hareketi destekleyenler ise suçluların ABD topraklarına girmesine kucak açanlar olarak lanse edilmişler, iddialar konvoydakilerin tehlikeli bulaşıcı hastalıklar taşıdıklarına kadar varmıştır.

Göç sorununun 'güvenlikleştirilmesi'

Tüm bunlar Kopenhag okulu tarafından sistemleştirilen Güvenlikleştirme literatürüne aşina olanlar için kesinlikle şaşırtıcı olmayan gelişmelerdir. CATO Institute raporunda da belirtildiği gibi ihtiyaç olmamasına rağmen silahlı polislerin sınıra yığılarak bir düşman meydana getirilmesi [6], bu düşmanın Trump’ın türlü tweetleri ile ABD'yi işgal etme niyetli suçlu insanlar olarak sunulması ve konunun ABD için varoluşsal bir tehdit boyutuna taşınması güvenlikleştirme sürecinin vazgeçilmez aşamalarıdır. Bu süreç içerisinde muhalif sesler bu tehditlere yeterli duyarlılık taşımamakla ve hatta bilfiil bu tehditleri ortaya çıkarmakla bile suçlanabilir. Konu ile ilgili akılcı tartışmanın bu şekilde susturulması hem yanlı haberlerin doğrusunun ortaya çıkmasına engel olacak hem de konuyla ilgili istenilen odak üzerinden ve hukuki süreçler dışında çözüm üretilmesini sağlayacaktır. Peki tehdidin gerçekliği konusunda yeterli bilgiye erişimi olmayan ama kaygı düzeyi yükselmiş seçmen, tehdidi sorgulayan ve terörist ilan edilen Demokratlara mı yoksa bu tehdidi en sert şekilde ortadan kaldırmaya talip Cumhuriyetçilere mi yönelecektir?

Kısa vadede ABD’de ve benzer pek çok Avrupa ülkesinde görülen bu gelişmeler iç politikada öne geçmek için kurulan başarılı bir oyunun tezahürleri olarak değerlendirilebilir, ancak bu yaklaşım ne yazık ki, güvenlik konusu haline geldiği için pek de tartışılmayan asıl konu olan göç olgusu konusunda akılcı çözümler üretmekten ülkeleri alabildiğine uzaklaştıracaktır. Göç dalgasının faturasının iç siyasetteki rakip aktörlere veya Soros gibi “inşa edilmiş” aktörlere kesildiği her gün, kaynak ülkelerin yoksulluk, yolsuzluk ve yüksek şiddet olaylarının getirdiği istikrarsızlıklarını gidermekten [7], bu ülkelerde sürdürülebilir kalkınmaya destek olmaktan [8], hedef ülkedeki işverenlerin de ihtiyaç duyduğu istihdamı sağlayacak yasal göç yollarının alternatif olarak sunulmasından ve adil bir uluslararası göç yönetiminden hızla uzaklaşılmaktadır.

[1] https://www.migrationpolicy.org/article/central-american-migrants-and-%E2%80%9Cla-bestia%E2%80%9D-route-dangers-and-government-responses

[2] https://www.hrw.org/news/2018/10/21/trump-asylum-seekers-hysterical-shortsighted-wrong

[3] https://www.brookings.edu/research/when-policy-is-cut-off-from-reality-donald-trumps-immigration-problem/

[4] https://www.hrw.org/news/2018/04/04/trumps-fearmongering-about-migrant-caravan

[5] https://www.heritage.org/americas/commentary/caravan-activists-are-weaponizing-poor-central-americans

https://www.heritage.org/immigration/commentary/qa-migrant-caravan-and-the-us-immigration-system

[6] https://www.cato.org/blog/president-trump-again-orders-troops-border

[7]https://www.univision.com/univision-news/opinion/putting-the-migrants-caravan-in-perspective

[8] http://www.atlanticcouncil.org/blogs/new-atlanticist/here-s-how-to-address-the-central-american-migrant-challenge

[Doç. Dr. Başak Yavçan TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir]

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Türk Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.